Kocaeli Zirve
Kılıç: “Diyanet tedbirin İslam’daki yerini anlatmalı”
11 Şubat 2019 Pazartesi 11:23 Sektör

Kılıç: “Diyanet tedbirin İslam’daki yerini anlatmalı”

Kılıç: “Diyanet tedbirin İslam’daki yerini anlatmalı”
Sektör
MMO Gebze İSG Komisyonu Kamil Kılıç başkanlığında toplanıp son iş cinayetlerini değerlendirdi. Beyin fırtınasına dönüşen toplantıda Kılıç, “ Kadercilik konusu imanın şartları arasında var ama onunla ilgili tedbir almanın da İslamiyet’te var olduğu güzel bir şekilde anlatılmalı” dedi
Aktan Uslu
Aktan Uslu

Makine Mühendisleri Odası Gebze Temsilciliği İSG Komisyonu bu yılın ilk basın toplantısını geçen ay bu vakitler, yılın ilk haftası içinde düzenledi. MMO Gebze İSG Komisyonu Başkanı Kamil Kılıç tarafından okunan raporda, basında da yer alan istatistiki rakamlar açıklandı. Özel sektörde bir firmada çalışan Kılıç aynı zamanda uzun süre Gebze Adliyesi’nin bilirkişi heyetinde yer aldı.

KAZA KADER İLİŞKİSİ

Komisyonun başkan yardımcısı Özgür Aslanbaş ile birlikte MMO Gebze Yürütme Kurulu Başkanı Sinan Yücel, yürütme kurulu sekreteri Yasin Çelik, yürütme kurulu saymanı Erdem Sinan Sapaz, Gıda Mühendisleri Odası Kocaeli Temsilcisi Sema Olkun Kopal ve MMO Gebze çalışanı Tanfer Yeşiltepe’nin de yer aldığı toplantıda raporun açıklanmasının ardından detaylar üzerine bir beyin jimnastiği yapıldı. Kimi sorulara yanıtlar arandı. Konu bir ara kaza ve cinayetlerin kadere bağlanmasına da getirildi. Kılıç ehil olmadıkları bir konuda fikir yürütmekten kaçınırken Diyanet’in, tedbirin İslamiyet’teki yerini topluma anlatması gerektiğini savundu.

İŞVERENİN ÖZEL HASTANE TERCİHİ

İş kazaları sonrası işverenin, o işçinin sosyal güvenceli, devlet hastanelerin tedaviye yanıt verecek derecede donanımla olmasına rağmen özel hastanelere sevki bir örtbas girişimi mi?

Jandarma/kolluk güçleri iş kazası sonrası devlet hastanesine değil de özel hastaneye sevk varsa, bunun gerekçesini sorgulayabiliyor.

Öte yandan, bazı iş kazalar var. Mikrocerrahi gerektiriyor. Biz bu gibi durumlarda daha donanımlı bir hastaneye, gerekirse özel hastaneye sevkini isteyebiliyoruz işverenden.

Jandarma bu aşamada devlet hastanesinden rapor alınmasını isteyince işveren de bu sefer, “Madem devlet hastanesine gidecek. Niye özel hastaneye götüreyim ki” diyebiliyor. O aşamada iyi bir ayırımı bulmak lazım. Biz de bir süre, ‘çift dikiş’ aldık yani. Bir hastaneden aldığımız raporla bir başka hastaneye gittiğimiz oldu.

Kazayla ilgili soruşturma aşaması başladığında jandarma ve kolluk kuvvetlerince savcılığa rapor ulaştırılır. Kısaca BTM diye adlandırılan, kazanın basit tıbbi müdahale ile giderilip giderilemeyeceği de yazar raporda.

BİLİRKİŞİ RAPORU ÖNEMLİ

İşçi servisine başka kamyon çarptı ve bir kişinin bacağı kırıldı. Hastane polisi rapora trafik kazası yazdı. Ben de iş kazası olması gerektiğini söyledim. Doktor da bana hak verdi. Polisle kavga noktasına gittik.

K.Kılıç: Bu gibi durumlarda hiç tartışmaya gerek yok. Savcılığa giderek bunun bir iş kazası olmasına rağmen polis tarafından trafik kazası olarak kayda alındığını anlatıyorsunuz. Gerekli maddeyi de yazmalısınız. İşin yürütülmesiyle ilgili o esnada yaşanan bütün kazalar iş kazasıdır.

Şayet itiraz edilmezse trafik kazası olarak kalır. Savcı da uğraşmak istemez. Ama konu bilirkişi heyeti üyeleri olarak bizlere gelirse, iş kazası olarak işlenir.

İşveren, iş kazasından ötürü işçisi gelmediğinde bir bildirim yapacak SGK’ya. O bildirimi iş kazası olarak yapmak zorunda değil mi?

Yapmaması işverenin aleyhinedir. İdari para cezasına tabidir. Yazılacak ceza tehlike sınıfına göre değişir. 5 ile 15 bin lira arası bir cezası vardır, o ayrı. Ne işvereni, ne polisi ne de hastanede doktorunu yaşananın bir iş kazası olduğuna dair ikna etme çabanıza gerek yok. Savcılığa götürdüğünüzde doğrudan ilgili işlemi başlatır. Ve bu defa polisten gerekli kişilerden ifadelerini almalarını ister. Savcılığa, o kazayı trafik kazası olarak kayda alan polisin kim olduğunu da bildirirsin.

İş cinayetlerinin yüzde 98’i sendikasız işyerlerinde.

İş güvenliğinde Ortaçağ koşulları ve Sinan Başkan’ın dediği gibi, her yıl bir Kurtuluş Savaşı veriliyor.

İzmir’de bir imamın vaazı deşifre edilmiş, ortaya çıkmıştı. Bir işyerinde, işçiler sendikaya üye oluyor. İmam, sendikaya üye olmanın günah olduğuna dair vaazda bulunuyor. İş güvenliğine ilişkin, ‘Allah’a karşı tedbir almak ne demek. Allah’a güvensizliktir. Seni koruyacağı varsa O her türlü tedbir alır’ diyor.

DİYANET AÇIKLAMA YAPMALI

Böyle söylemler ile karşılaşıldığı oluyor. Bilgi sahibi olmadığımız konularda Diyanet’in bu gibi durumlarda çıkıp açıklama yapması lazım. Kadercilik konusu imanın şartları arasında var ama onunla ilgili tedbir almanın da İslamiyet’te var olduğu güzel bir şekilde anlatılmalı. Bizim teknik insanlar olarak o konulara girip işin içinden çıkmamız pek mümkün değil. Topluma bu aydınlatmayı onlar yapmalı. Biz o tür söylemler üzerine fikir yürütmeyiz. Sayısal veriler ile konuşuruz. Önlemlerine dair konuşuruz. Bize düşen bu.

İŞYERİNDE İNTİHAR BİR İŞ KAZASIDIR

İSİG raporuna göre meslek hastalığından ölen sayısı 10. SGK kayıtlarına göre sıfır yani meslek hastalığından ötürü ölen yok.

Patronun borçlarından ötürü intiharı, iş kazasıdır.

 

Türkiye tarım ülkesi Tarlalara kamp kurulmalı

İş cinayetleri sayısında Antalya ile Manisa, Kocaeli ile aynı. Gerekçesi nedir?

Antalya’da niye iş cinayeti fazla dediğimizde daha çok tarımın ön planda olduğunu görüyoruz.

Tarım işkolunda mevsimsel işçilerin araçlarla nasıl taşındığını her yıl görüyoruz. Kamyon kasasında işçiler götürülüyor bir memleketten bir memlekete. Pat pat diye tabir edilen, Sakarya’da mevsimsel olarak gelip fındık toplayan işçilerin, 8’er 10’ar işçinin hayatını kaybettiğine dair haberlerle çok karşılaşıyoruz.

Kayıt dışı çalışıyorlar ve sosyal güvenceleri yok. Bu gibi durumda herhangi bir denetimde oradaki mevsimsel işçi, ‘Adana’dan Urfa’dan geldik. Sigortasız çalışıyor’ dese bir sene sonra, yine aynı işi alabilecek mi? Adam her yıl alışmış. Aynı tarla, bağ, bahçe ile uğraşıyor.

İŞ MAHKEMELERİNDE DE FARKLI

Müfettiş denetimi olmuyor. Tarım işkolu, iş mahkemelerinde de farklı bir işkolu olarak değerlendiriliyor. Normal, sigortalı çalışanların olduğu bir işyeri gibi ele alınmıyor. Ama 6331’e tabi bir iş kolu. Onlara güzel bir servis imkânı sunulsa, güzel bir kamp mı olur kalacakları yer mi ayarlanır bunlar olsa hem sigortasız hem çocuk işçi çalıştırmanın önüne geçilir. Çünkü birkaç aile çoluk çocuğuyla toplanıp geliyor.”

Belediyeler de devlet de oradan oraya bir sürü işler için, seçimler için, mitinglere eleman taşımak için yararlanıyor onlardan. Oralara koyduğun gibi tarlaya götürürken de koy servis. İnsanlar, ‘Biz servisle gitmiyoruz, kamyon kasasında gidiyoruz’ mu diyecek.

Türkiye tarım ülkesi. Oralarda kur kamplarını. Mevsimsel işçi olarak çalışmaya gelenler de orada bulunsun. Çocuk işçi çalışmasına da engel olursun. Sigortasızlığa da engel olursun.

Yüksekte çalışma izne tabidir

Virajı alamayıp devrilen aracın, iş kazası değil trafik kazası diye kayda alındığını gördük. İSİG Meclisi ile SGK arasında rakam farkları bundan. Sen trafik kazasını iş cinayeti diye işlemezsen arada bu fark olur.

 

İş cinayetlerinde yüksekten düşmeyi çözseniz yüzde 17, servis kazalarıyla ilgili sorunu çözseniz yüzde 21 azaltıyorsunuz.

Ezilme göçük; hep geri planda bırakılan ihmaller. Çözseniz, yüzde 20’sini çözüyorsunuz.

Yine iş kollarına göre tarım ormanda çözseniz yüzde 24, inşaat yol olaylarında çözseniz yüzde 23 çözüyorsunuz. Yani büyük kısmı, yarıya yakını çözülmüş olacak.

Yüksekte çalışma izne tabi bir çalışmadır. Yüksekte çalışma izin formu doldurulmadan başlayamaz. Yetkili gelip hava şartlarına, rüzgârın hızının saatte 45 kilometreden fazla olup olmadığına bakar. Yağış durumunu değerlendirir. Yüksekte çalışacak vatandaşın konuyla ilgili eğitiminin olup olmadığına bakar. Emniyet kemeri kullanma konusunda gereken kontrollerini yapar.

Mesela, ‘Her tür prosedürü tamamladık ama adam düştü öldü.’ Öyle bir vakayla ben hiç karşılaşmadım.

Baktığınızda çatı yenileme. Adam dayanıksız çatıya çıkmış mesela.

Bu uygun işe uygun eleman istihdamı sıkıntısından kaynaklanıyor. Kendi işi, mesleği, bilgisi dâhilinde olmayıp hayatında yüksekte çalışma yapmayan adamdan yüksekte iş yapması isteniyor.

Yaş dağılımında dikkat çeken husus, 65 yaş üstü 98 işçi. Yani popüler tabiriyle, ‘çift dikiş’ mi demek gerekiyor?

Bu kadar ölüm riskinin yüksek olduğu çalışma şartlarıyla çalışıyor emekliler.

 

14 yaş altında 23 çocuk iş cinayetlerinde hayatını kaybetmiş.

İSİG Meclisi, SGK’dan farklı çalışıyor. İnsanlar, başlarına bir iş gelir diye bilgi vermek istemiyor. Adını vermek, kazayı anlatmak istemiyor ama çevresinden duyuyoruz. İSİG Meclisi bu duyum üzerine raporuna ölümlü kaza olarak yazıyor. Yaş bilgisi raporda yer almıyor.

 

18/A’da öncelik sendikanın!

 

İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, 18/A’da, “İş sağlığı ve güvenliği ile ilgili konularda görüşlerinin alınması, teklif getirme hakkının tanınması ve bu konulardaki görüşmelerde yer alma ve katılımlarının sağlanması” derken önceliği kime veriyor aslında. Sendikaya veriyor. Sendika yoksa, çalışan temsilcilerinin görüşünü al diyor.

İSG kurulu kurma zorunluluğu olan iş yerleri var. Çalışan sayısı 50’nin üzerinde olan, önce tehlikeli ve çok tehlikeli daha sonra değişti az tehlikeli de olsa kapsam altına alındı.

Yıllardır yanında çalışan kişiyi işyeri temsilcisi yapıyor. Çalışanlarla olan bilgi paylaşımı, işyerinde sendika olsa daha farklı olur değil mi? Öbür türlü, birlikte çalıştığınız arkadaşlardan ne kadar katkı olabilir bu işbirliğinde? Orası ortada.

Bizde de 300 işçi, 3 temsilci var. Kurul toplanıyor. İşbirliği yapıyoruz ama sendika işin içine girdiğinde önlemler biraz daha üst düzey olacak diye izlenim oluşurken daha geride kaldığı ortada.

Çalışanın işinin iş güvenliği de önemli. Sendika dışarıdan bir güç olarak da etkili ve etkendir. Sendikanın varlığı tedbir almaya daha çok sevk eder.

 

Sendikasız işyerlerinde hiç olmaz diye bir şey yok.

Bizde BMİS örgütlü sendika. Denetim yaptırdık. Sendika gelsin dedik. Rapor geldi, çok zayıftı. DİSK asılıyor konuya ama yetersiz kalıyor. BMİS, metal iş kolunda daha ağırlık vermeli. İşten kaçınma hakkını sendikalı işyerleri de yanaşmıyor.

İşveren müvekkilleri yazıyor savunmasında, işçinin çalışmadan kaçınma hakkını kullanmadığını yazıyor. Bir raporda aynen yazdım: Çalışmadan kaçınma hakkı, işveren kendini savunsun diye konulmadı. İşveren, çalışanlarını o şekilde haklarından kısıtlayamayasın diye çıkarıldı.

Çalışanın sorumlu olduğu madde, 19’ncu madde. Çalışan kendisini veya bir arkadaşını riske atmamakla yükümlüdür deniliyor. Ama o maddeyi… ‘Acaba avukatlar yanlış mı algılar, tartışıldı. Çalışmaktan kaçınma hakkı… bana denk geldikçe arkadaşlara anlatıyorum. Hak, sorumluluktan dolayı verilmez. Bu hakkı kullanmazsan, kullanmadın hakkını sen sorumlusun. Böyle bir şey yok. Tali kusur olarak değerlendirilebilir ama asli kusur olarak önlem alma, dördüncü maddede geçen, ‘İşveren her türlü önlemi almakla, denetim organizasyonu sağlamakla yükümlüdür’ asli olarak değerlendirilir.  

Çalışmaktan kaçındığında, ‘İş akdime son verilir. Tazminatsız çıkartılırım’ olayına engel olmak konuldu o madde. Bu sebepten dolayı işçiyi çıkartamıyor yani. Haklarının önüne geçemiyor.

 “Bu kadar ölümlü iş cinayetleri olmasına rağmen meslek hastalığından ölümlü vaka olmaması bilimsel gerçeklikten uzaktır. Meslek hastalıklarının tespitinde ciddi eksiklikler olduğu ortadadır.”

Yani bir iş, meslek var. Meslek kodu olarak tanımlamışsın ve o iş mesleki yeterlilik istiyor. Öyle kalıyor. Ta ki iş kazası olana kadar. Ama SGK’nın bununla ilgili çalışma yapacağı söyleniyor, bekliyoruz.

Örneğin gazaltı kaynakçısı. Belgesiz çalışamaz. İşveren o kişiyi meslek tanımında doğru tanımlayıp kodları ama belgesi yok. Biz kaza olayına gelmeden bu kontrollerin sağlanmasını istiyoruz. Yani Çalışma Bakanlığı’nda, MYK’da bu adamların hangi belgeyi alıp almadıkları var. Ortak, organize bir yazılım vasıtasıyla en azından takibi yapılsın. Kod üzerinden yapılan takiple o elemanın mesleki yeterlilik belgesinin olmadığı tespit edilirse, o çalışanın o şekilde kodlanamayacağına dair uyarı yapılsın. Biraz daha kontrol mekanizması çalıştırılmış olur.

Bu kadar meslek hastalığına rağmen hiç kayıtta olmaması gerçekçi değildir.

Meslek hastalıklarında geriye dönük ne yapılacak?

Gebze’ye meslek hastalıkları hastanesi yapılmalıdır.

Meslek hastalıkları hastanesi elbette ki çözüm değil. Çalışma Bakanlığı bu konu ile ilgili denetimlerini yapar. Ortam ölçütlerini, kişisel mağduriyetleri ister. İşyeri hekiminden raporunda detaylandırmasını ister. Der ki, ‘Akciğer tomografisi istiyorsun. Duruma kötüye gidenler var mı? Varsa tespit ettin mi? Buranın çalışma ortamında akciğer rahatsızlıklarını tetikleyecek unsurlar neler?

Tozdu, kimyasallarla çalışılan bölümlerdeki salgıydı, bu ölçümleri asıl bunun için yaptırıyoruz. Ama dönüp bakan kim. Adam rahatsızlık geçirecek. Hastaneye gittiğinde tedavisi başlayacak. Geriye dönük ne olacak

Meslek hastalığıyla ilgili bir olay yaşadım. Yazı geldi. Akciğer rahatsızlığı teşhisi kondu. Ölçüm ve raporlar istendi. Risk analizi istendi. Orijinal mi, fotokopi mi diye sordu SGK. Bu şekilde dönüş yapan firmanın olmadığı söylendi.

40 yıl dosya saklanması gereken çalışanlar, hastalıklar var. 10 yıl öncekini bile işyerinizden bilebilir. Mekanizma çalışmıyor. Hastane kursan ne olacak. iş kazası gibi direk görülecek değil.”

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 890 defa okundu.

YORUM EKLE

Güvenlik Kodu

DİĞER HABERLER